2 Kasım 2012 Cuma

Dijital çağda ölmeye yatmak


IRA üyesi Bobby Sands 3 Mayıs 1981’de komaya girdi ve açlık grevinin 66. günü hayatını kaybetti. Belfast’taki cenazesine 70 binin üzerinde kişi katıldı. İrlanda’daki Britanya egemenliğine karşı mücadele eden IRA, bu cenazenin ardından büyük bir güç kazandı, yaşanan ağır travmadan etkilenen pek çok İrlandalı genç örgüte üye oldu. IRA’yı büyüten ölümler IRA militanları, kendilerine savaş mahkûmu muamelesi yapılmasını, örneğin tek tip elbise giydirilmesini protesto için açlık grevine gitmişlerdi. Bobby’nin ölümünün ardından greve katılan başka gençler ölmeye başladı. Ancak dönemin Britanya başbakanı Thatcher nuh dedi peygamber demedi. Sonunda 10 kişi yaşamını yitirdi. IRA’nın siyasi kanadı Sinn Fein eylemlerin ardından ana siyasi partilerden biri hâline geldi. Açlık grevi işe yaramıştı... Britanya yönetiminin Hindistan’daki uygulamalarını protesto için Gandhi’nin 1932 mayısında başlattığı ve 21 gün süren açlık grevi gibi... Seslerini, mücadele amaçlarını kendi sağlıklarıyla, hayatlarıyla bedel ödeyerek duyurdular dünyaya. Türkiye’de de benzeri ve daha acı eylemler yapıldı. 1996’da 69 gün süren ve 12 mahkûmun öldüğü açlık grevini düşünün. Kriminalize edilemeyen muhalefet O günlerden bugüne çok şey değişti. Sivillerin kendi seslerini daha az bedelle, daha acısız ve şiddetsiz duyurabilecekleri sofistike eylem biçimleri gelişti... Modern dünyanın eylemcileri kendi gruplarının dışına, o da yetmedi kendi toplumlarının ötesine sıçrayarak, yeryüzü sakinlerini ikna ede ede hedeflerine yürüdüler. Greenpeace bunun ilk örneklerinden, eylemleriyle sadece devletleri değil, global şirketlere de meydan okudular ve hepsini dize getirdiler. Çünkü meseleleri ve talepleri konusunda başkalarını ikna edebildiler. Gerekçelerini çok net ortaya koyup, yaratıcı ve ilgi çekici bir üslûpla dile getirdiler. Yaratıcılıkları nedeniyle medyanın ilgisini çektiler ve kendilerini duyurdular, üslûpları nedeniyle eylemleri medya tarafından kriminalize edilmedi, bu nedenle marjinalize olmadılar, çığ gibi büyüdüler ve ciddi bir baskı unsuru oluşturdular. Kebapçıdan çıkıp açlık grevini desteklemek Ancak modern çağın görgüsüne ve sunduğu yeni olanaklara rağmen, Türkiye’de hâlâ açlık grevleri yapılabiliyor. Bugün, bayramın ikinci gününde, açlık grevlerinin ise 45. günündeyiz. Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının sağlanması, anadilde eğitim ve savunma hakkı talebiyle 680 Kürt mahkûm açlık grevinde... Elbette günümüzde sadece bizde değil, başka ülkelerde de benzeri eylemler oluyor, olmuyor değil. Geçtiğimiz nisanda İsrail hapishanelerindeki 2000 Filistinli mahkûm açlık grevine girmişti... Bireysel eylemciler var: Eski Ukrayna saşbakanı Tymoshenko, mayıs ayında girmişti. Hindistan’da Irom S.Chanu, 25 bin kişinin öldüğü Manipur’daki devlet uygulamalarını protesto için 12 yıldır açlık grevinde. Her ne gerekçeyle olursa olsun, ölmeye yatarak davalarına olan inançlarının gücünü göstermek, başkalarında suçluluk hissi yaratarak meseleye dikkat çekmeye çalışmakakla getirilmemesi gereken bir çözüm olmalı. Kendi bedenine bu kadar hoyratça davrananların bu eylemine, kebapçıdan çıkıp holiganlık yapanların da biraz hicap duymaları lazım. Neden mi... IRA’lı Bob öldüğünde, internet yoktu, Türkiye nüfusunun yarısı Facebookkullanmıyordu, insanlar internet üzerinde beş para harcamadan açtıkları kendi blogları aracılığıyla fikirlerini yaymıyordu, Twitter’da trend topikler olmuyordu, gençler YouTube’a kendi elleriyle hazırladıkları ve milyonların izlediği videolar yüklemiyordu. Yurttaşların cep telefonlarıyla çektikleri materyalleri paylaştıkları yurttaş gazeteciliği websiteleri yoktu. Yani bilgi, geçmiş zamanlarda olduğu gibi belli grupların ya da devletlerin filtresinden geçerek değil, tek tek bireylerin elinden geçerek yayılıyor artık... İnternette örgütlenip aynı gün Taksim’e çıkılıyor. Hiyerarşik, şiddet içeren, baskıcı ve manipülatif eski dünyanın zincirleri kırılıp, şiddetsiz, demokratik ve yatay bir iletişim sistemi devreye giriyor: Bu yeni dünyada kendini çoğaltmanın, başkalarını coşturmanın yolu kimi nasıl ikna edeceğinizden geçiyor. PKK-BDP arasındaki sinerji birliğinin de yeni gelişmeleri anlayarak politikalarına yön vermesi lazım. Headquarter’ı Kandil’de olan ve savaş üzerine kurgulanmış eylemler konusunda uzman olanlar, aynı kültürü şehir politikalarına taşıdıklarında hayal kırıklığına uğrayabilirler. Nitekim bu son açlık grevi beklenilen etkiyi yaratmadı, şu andaki ilgiyi de çok geç yakaladı. Sevgili Ferhat Tunç’la Twitter’da aramızda geçen tartışmada söylediklerimi tekrar edeceğim: İnsan sağlığının yıkımı üzerine kurgulanan açlık grevi eylemlerini teşvik etmek yanlış, BDP saflarında sivil siyaset yapanların kendilerini ve cemaatlerini kurbanlaştırarak etki yaratma çabaları dayanlış. Yıllar sonra Ferhat Munzur kıyısında, bense Cancun plajlarında yürürken, sağlığını yitirmiş o grevci mahkûmlar yatağa bağımlı olacakları için sadece pencereden dışarıya bakabilecekler. hidirgevis@yahoo.com twitter.com/ hidirgevis

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

#navbar-iframe { height: 0px; }